2008-08-15

Kimchi dolabı ve düşündürdükleri...

Kimchi, Kore mutfağının vazgeçilmezi. Kolay anlaşılması için acılı lahana turşusu diyebiliriz, ama kimchi adı (suşi gibi) geniş bir yemek ailesine karşılık geliyor, bunlardan en bilineni acı biberli lahanalısı, en azından benim tek yediğim bu. Çiğ lahana gibi bol miktarda C vitamini içeriyor. Hemaroidal kaygılarınız yoksa çok sağlıklı bir yiyecek.


Koreliler, sadece kimchi saklamak için buzdolabı yapmışlar. Eski bir haber, ama ben yeni öğrendim. Sadece kimchi saklayan buzdolaplarının yanı sıra kimchi gözü olan buzdolapları da var. Samsung, LG gibi markalar üretiyor. Böylelikle şehirde yaşayan, evinde kileri ya da benzeri serin bir yeri olmayan Koreliler de kendi kimchilerini yapabiliyor, dışarıdan satın almak yerine.

Bizim mutfak innovasyonumuz elektrikli kahve pişiricide bitmiş durumda. Adam olmayız biz.

2008-08-02

sufle teorisi ve pratiği



Geçen ay halam ve Giray'la beraber Cakeland'de iki çikolatalı sufle yedik. Pek sevdik herhal, sufle nasıl yapılır nedir diye biraz meraklandık. Kendi payıma biraz araştırdım. Biraz google'dan, biraz yapanlardan (Filiz, Rıdvan abi) biraz da sayın This'den teorik birşeyler öğrendim. Sufle, ısmarladığınız zaman merasimle gelen bir yiyecek. Ancak, artık yemeklerin değerlendirilmesi için yapılan bir yemekmiş orijinalde. Evde yapmak yerine dışarda yememizin nedeni ise suflenin yanlış hazırlandığında kabarmayan ya da çabuk sönüp albenisini kaybeden bir yemek olması. Bir de unutmadan, hem tatlı hem de tatlı olmayan sufle yapılabiliyor.

Suflede üç temel şey var:
Yumurta akı: Kar haline getirilmeli, mümkün olduğunca küçük kabarcıklı ve homojen bir kütle olmalı. Eğer kabın içinde katı bir kütle halinde duruyorsa, kabı eğince dökülmüyorsa olmuş demektir. Elle çırpıyorsanız (kol kaslarınız gelişir), fazla çırpmak gibi birşey sözkonusu değil, ancak mikserle fazla çırpmak mümkün; yumurta proteinlerinin havayı ve suyu hapseden elastik ağını çok zorlayarak kırabilirsiniz.
Yumurta sarısı: Tam fonksiyonu anlatılmıyor ama sosun yumurta akıyla uyum içinde pişmesi için gerekli, anladığım kadarıyla. Yumurta sarısıyla ilgili birkaç batıl inanç da var, birer birer katılmaları gerekiyormuş mesela. (Kaynak: Herve This)
Sos: Çikolatalı, peynirli artık ne denk gelirse. Sıcak ya da soğuk olmamalı, yumurta gibi oda sıcaklığında olmalı.

Suflenin kabarmasını sağlayan, yumurta akının kabarcıklı yapısı ve sufle pişerken içinde hapsolan su buharı. Pişen sufleyi kesip servis yapmaya çalışınca sönmesi bundan dolayı; kesmek katı dış yüzeyi delip iç basıncı düşürüyor. Yazanlara göre, sufle kabı fırının alt rafına yerleştirilirse (sufle alttan ısınırsa) kabarma en iyi oluyor. Bunun yanı sıra, suflenin erken kabuk tutması, buharın kaçmasını önleyecektir. Önce kısa bir süre üst raf, daha sonra alt raf en iyisi, uzun lafın kısası.

Pratiğe gelirsem... Evdeki kuruyup kalmış parmesanla peynirli sufle yaptım, fotoğraftaki gibi birşey oldu. Hacmi iki katına çıktı, dışarıda yediğim çikolatalı suflelerden daha çabuk söndü. Ama hiç peynirli sufle yememiştim, yaptığım şeyi koku ve görüntü olarak çok başarılı buldum.
Yeterince kabarmamasının birkaç nedeni var. Çok kitap okudum, vur deyince öldürdüm. Sufle kabını fırının alt rafına değil doğrudan fırının tabanına yerleştirdim. Suflenin üstünde düzgün bir kabuk oluşmadan buharın çoğu ziyan oldu gitti, sufle de biraz kuru oldu. 

Bir de, sufle kabını unlamadım. Bunun ne kadar fark yaratacağını bilmiyorum.

2008-07-29

Yemek-sizlik...



Bu sabah Guardian'da üstteki resmi gördüm.

Petrol fiyatlarının artması, nişastalı bitkilerden(*) akaryakıt -değil çoğu zaman akaryakıt katkısı- üretilmeye başlanması birilerinin jipe terfi etmesi, diğerinin de aç kalması demek. Depoya "biyo"dizel doldurturken, jumbo karides yerken, ithal şişelenmiş su içerken bir daha düşünmeli.

(*) Günümüz teknolojisiyle selülozdan akaryakıt ticari ölçekte üretilmiyor.

2008-07-13

espressolu parfe


İlk defa bir tarif veriyorum, orijinalini aldığım yer toz türk kahveli yapıyordu, ağza gelebilecek partiküller nedeniyle biraz rötuşladım.
Malzemeler:
  • 200g krema
  • 4 tepeleme çorba kaşığı şeker
  • 3 yaprak jelatin
  • 2 yumurta sarısı
  • 3 bardak espresso

Yapılışı:
Şekeri ve jelatini sıcak espressonun içinde eritin. Espresso soğuyunca iki yumurta sarısını ilave edip karıştırın. Diğer bir kapta kremayı mikserle kabartın. Üstüne espressoyu ekleyin, çırpmaya devam edin. Karışımı kalıba/kalıplara döküp -18 derecede en az 3 saat bekletin. Kolay çıkartabilmek için silikon kek kalıbı kullanabilirsiniz.

Servis önerisi:
Tatlımız çabuk erimiyor, o nedenle tabakları soğutmaya gerek yok. Birkaç yaprak nane ve yumurtaların akıyla yapabileceğiniz bezeyle beraber servis yapabilirsiniz. Tarif sonunda çıkan şey 4-5 kişilik de olabilir 12 kişilik de. Servis işinden anlamıyom pek. Resimdeki gibi 12 dilim çıkıyor.

2008-06-29

kilo vermek...


Blogdaki randımansızlığın nedenlerinden birisi benim fotoğraf çekmemem. Bu aralar diğer bir neden daha var. Kilo vermeye çalışıyorum. Kilo vermek az yemek değil, ama az yemek deneyi yapmak demek. Yemek seçeneklerinin azalması demek. En azından ilk başlarda...

Her insan farklı bir birey, bu nedenle ben şunu yaptım da resimde görünen sayıya ulaştım diye yazmamın pek bir anlamı yok. Size büyük olasılıkla uymayacak. Ancak birkaç temel kavramı, birkaç doğru görünümlü yanlışı şuracıkta yazmak istiyorum.

İnsan vücudu yemek enerjisiyle çalışıyor. Tam ne kadar enerji tükettiğimizi hesaplamanın kolay bir yöntemi yok ama bir takım ampirik formüller var, fikir vermek için. Örneğin ben rölantide 2000 kcal, şehir içinde 3000 kcal yakıyormuşum günlük olarak. Kilo vermek ya da almak için yapılması gereken basit. Giren enerji ve harcanan enerji arasında fark olması gerekiyor. Kilo vermek demek 'az' yemek demek, kilo almak demek 'çok' yemek demek. Kalori yönünden tabi.

Enerjinin yanı sıra hayatı idame ettirebilmek için başka şeylere de ihtiyaç duyuyoruz. Vitaminler, mineraller, vücudun üretemediği yağ asitleri ve amino asitler olaraktan. Kilo vermek için yenilen 'az' yemeğin, vücudun üretemediği ama enerji dışı amaçlarla (kırılan döküleni tekrar yapmak için) ihtiyaç duyduğu bu şeyleri de içermesi gerekiyor. Dolayısıyla sıfır yağlı, sıfır proteinli diyet, sağlıklı bir diyet değil. Omega-3 ve omega-6 yağ asitleri vücut tarafından üretilemiyor, bu nedenle diyetimizde bunları içeren gıdalardan yeterince bulunması gerekli. Süt ürünleri de vücudumuzun sentezleyemediği aminoasitleri uygun miktarlarda içeriyor, onları da eksik etmemeliyiz. Bir dönem devam ettiğim diyetisyen, sakatatı yasaklamıştı, ancak araştırdığım kadarıyla ızgara ciğer ve böbrek, ızgara yağsız etten daha az kalori içeriyor. Üstelik proteinli, vitaminli, besleyici. Kolesterol probleminiz yoksa tavsiye edebilirim.

Az yemeğin herkesçe bilinen bir diğer sıkıntısı da daha az tok tutması. Teoride sabah öğlen akşam sadece McDonald's tavuk burger menü yenerek daha az kalori alınabilir ancak bu sizi yeterince tok tutmaz. Az yemekle aynı miktar tok kalabilmek için daha uzun sürede sindirilen ve kana karışan şeyler yemek gerekiyor. Sebze, kepekli ekmek ve bulgur burada devreye giriyor. Tabi bunun bir faydası da az yemekle aynı çıktıyı (ya da dışkıyı) üretebilmek. Kilomu değiştirmek için çabaladığım şu dönemde bol miktarda aşurelik buğday pilavı ve marul tükettim (ki marulu hiiiç sevmezdim, hala da pek sevmiyorum) Yeni bulduğum bir lezzet de kraker çavdar ekmeği. Ara öğün olarak yenince baya tok tutuyor.

Kilo vermeye yönelik diyetlerin ortak noktalarından biri yağ yönünden fakir olmaları. Bu nedenle, diyet yapan kişi yağda çözünen ve yağ ile gelen bazı tat ve aromalardan yoksun kalıyor. Problemi çözmenin bir yolu alternatif sos ve baharatlar kullanmak, ancak bunu yaparken de katılan sos ve baharatlardaki yağı da hesaba katmak gerekli. Normalde soslu yiyen biriyseniz, diyet yemeğinize çok daha fazla sos katmak isteyebilirsiniz. Kutunun arkasındaki "beslenme öğeleri" tablosuna bakıp fazla sosunuzun tahmin ettiğinizden çok daha fazla yağ ve kalori verdiğini görebilirsiniz. Bu arada, kutuda yazan sayılarla da kafayı çok bozmamak lazım. Az miktarıyla doyuran %85 kakaolu Lindt çikolatanın kalorisiyle çilekli Milka'nın kalorisi bir değil. Kutudaki porsiyon miktarı da size uymayabilir. Zeytin porsiyonu iki üç zeytin diyor mesela, bana uymuyor. Kalorinin nasıl hesaplandığını da çok merak ediyorum, hesaplanıyor mu, kestiriliyor mu yoksa deneysel olarak mı tespit ediliyor araştırmalı.

Kilo vermek değişik şekillerde olabiliyor. Örneğin, terleyince su kaybederiz, kilo veririz. Yağ kütlesi ya da protein kütlesi kaybıyla kilo verilebiliyor, tabi istenen tür yağdan vermek. Kilo verirken protein kütlesinde de azalma olabiliyor. Dengesiz beslenme, yağ dokusu dışından kilo vermeyi hızlandırıyor, yağlar yerinde dururken kaslardan kilo verilebiliyor.

Son olarak, başlamadan önce bir antrenman ya da ısınma yapmakta fayda olabilir. Kendinizi yavaş yemeye, diyet ürünlerin tadına yavaş yavaş alıştırın, diyetinize bundan sonra başlayın. Birden yepyeni bir hayat ve beslenme şekline geçmek çok zorlayıcı ve bıktırıcı olabilir.

2008-06-16

yogurt-tekrar...

Daha önceki yoğurt yazısından sonra bir yoğurt makinası aldım.


Yoğurt makinası komplike bir cihaz değil tabi ki, sadece sütü beli bir T sıcaklığında tutuyor.  Birçoğu bir saat mekanizmasıyla beraber geliyor, tutkal kıvamından ekşimsi serte kadar çeşitli kıvamlarda yoğurt yapmanızı sağlıyorlar bu şekilde.

Ben cihazı spontane aldım, fakat bir mağazadan (mediamarkt) gördüğüm kadarıyla makinalarda genel trend iki yönde. Birincisi, kova kova yoğurt yapmak isteyenlere yönelik. İkincisi de bebek oldu altı ayı geçti şimdi yoğurt yiyecek makina lazım diyenlere yönelik. Ben ikinci trende dahil bir makina aldım zira kova şeklinde bir yoğurt kabı işimi görmeyecekti - üstünde suyu biriken yoğurt sevmiyoruz.

Bebekli ailelere yönelik makinalarda da şey problemi var - bi sürü kavanoz çıkıyor. Bu kavanozlar sevgili bebeğiniz için uygun boyda ama yetişkinlere göre değil.  Tefal'in makinası ortasındaki çıkıntı nedeniyle o tuhaf kavanozları kullanmanızı gerektiriyor. Arzum'un yoğurt makinasına bir litre süt alabilen kaplar sığabiliyor, tavsiye ederim - tabi böyle bir ihtiyacınız var ise.

2008-05-25

Hervé This'den 10 Temel Yemel Pisirme Bilgisi

  1. Tuz suda cozunur.
  2. Tuz yagda cozunmez.
  3. Yag suda cozunmez.
  4. Su 100 santigrat derecede kaynar.
  5. Gidalar genellikle su (veya baska bir tur sivi) ihtiva ederler.
  6. Su veya baska tur bir sivi icermeyen gidalar genellikle serttir.
  7. Proteinlerin bazilari (yumurta, et veya baliktaki bazi proteinler gibi) pihtilasirlar.
  8. Kollajen 55 santigrat derece uzeri sicakliklarda suda cozunur.
  9. Yemekler (pisirme sonucunda degisime ugrayan gaz, sivi veya kati hammaddelerin bir araya gelmesinden olusan) dispersion sistemleridir.
  10. Bazi kimyasal degisimler, ornegin Maillard Reaksiyonu (esmerlesme veya karamellesme), yeni tatlarin ortaya cikmasina yolacarlar.
Hervé This: Salt doesn't dissolve in oil, silly baslikli yazidan..